Varoluşun Muazzam Enkazı: Tanrı’nın Son Deneyi

Bugün zihnimin kıvrımlarında, fiziğin soğuk gerçekliği ile felsefenin uçsuz buçaksız boşluğunu birleştiriyorum. Nobel ödüllü fizikçi Roger Penrose, Büyük Patlama’nın bir başlangıç değil, bir önceki evrenin görkemli finali olduğunu fısıldıyor kulağımıza. Evren, bir nefes gibi daralıp genişleyen sonsuz bir döngüden mi ibaret? Bu noktada zihnime Scott Adams ve onun sarsıcı eseri "Tanrı’nın Enkazı" düşüyor. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, ezelden beri var olan bir oluşum neyi bilemez? Cevap, varlığın en karanlık kuyusunda saklı: Yok olmayı. Bana göre Tanrı, her şeyi en ince ayrıntısına kadar planladı; yasaları koydu, atomları dizdi ve her bir ihtimali bir nakış gibi işledi. Ancak tek bir eksik vardı: Mutlak yokluğun tadı. Tanrı, kendi sonsuzluğunu bir paradoksa dönüştürerek yok olmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için "intihar etmeyi" seçti. İşte bu kozmik intihar, bizim Big Bang dediğimiz o büyük patlamanın ta kendisidir. Bizler, o muazzam patlamadan saçılan "Tanrı’nın enkazlarıyız". Evrendeki her bir atom, her bir bilinç parçası, o devasa bilincin kendini yok ederek çoğalttığı kalıntılardır. Belki de Penrose’un bahsettiği o döngü, Tanrı’nın kendini parçalayıp sonra tekrar birleşme çabasıdır. Bizler, kendini yok eden bir gücün, yeniden var olma sancısıyız.
Orhan Aksüt

Orhan Aksüt

YAZAR

1 yazı