İRAN HALKININ ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI VE SAVAŞLA MÜDAHALE TARTIŞMASI
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde günlerimizi, işlerimizi huzurla geçirdiğimiz, güvenle yataklarımızda uyuduğumuzu, afiyetle çocuklarımızı beslemenin tekrar sevincini yaşıyoruz… Bunun ne kadar değerli olduğunu İran savaşının başlamasıyla tekrar idrak etmeye başladık. Bu mutluluk vesileyle köşe yazımı saygıyla arz ediyorum.
İslam âleminin Ramazan ayını sevinçle karşılarken, sevinçleri kedere, üzüntüye yerini bıraktı. Diğer taraftan İran’ın siyasal geleceği, yalnızca ülke içi bir meselesi olmaktan öteye geçti; Ortadoğu’nun güvenlik dengeleri, küresel güç rekabeti ve toplumların kolektif hafızası açısından da kritik bir konu olmaya başladı. Son dönemde Batı basınında yer alan yorum yazılarında, özellikle İran’ın hedef gözetmeksizin saldırgan tutumu ile İran halkının özgürlük talepleri arasındaki gerilim ve güvensizliği öne çıkarmaktadır. Bu tartışmanın merkezinde şu temel soru yer almaktadır: Dış aktörler müdahalesi gerçekten bir ülkenin özgürleşme sürecini sağlayabilir mi, yoksa bu tür girişimler yeni istikrarsızlıklar mı üretir? Özgürlük isteyenlerin umudu savaşın başlamasıyla bitti mi?
1. İran’da Özgürlük Talebi ve Siyasal Meşruiyet Sorunu
İran toplumu uzun süredir siyasal temsil, ifade özgürlüğü ve ekonomik refah gibi konularda tartışmalar yaşamaktadır. Özellikle genç nüfus, küresel iletişim ağlarına entegre olmuş, daha katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim modeli talep etmekle birlikte özgürlüklerin kısıtlanmamasını talep ederken sokak ortasında öldürüldüler. İran mollaları gençlerin isteklerine kulak tıkayarak ölümleri meşrulaştırdılar. Bununla birlikte İran devleti, ulusal egemenlik, güvenlik ve dış tehdit algısını güçlü biçimde vurgulamakla özgürlükleri kısıtlamaya devam etti. Başlayan savaşın 5 gününde Mollaların İran’ı kağıttan kaplan yapmaktan başka bir şey yapmadıklarını gördük. Çoğulculuğa ve bilime sağır olanların düştüğü hezimetin süpriz olmadığını tekrar gördük.
Bu noktada iki farklı düzlem ortaya çıkar:
● Toplumsal düzlem: Reform ve özgürlük talepleri.
● Devlet düzlemi: Egemenlik, güvenlik ve dış müdahale karşıtlığı. Otoriteyi ortadan kaldırdı.
● Toprak paylaşımı: niyetler belirdikçe İran devletinin halkına karşı acımazsız tutumunun ve Ortadoğu’ya tehdit oluşturması ve bu tehdidin bertaraf edilmesi için gücünün kağıttan kaplanın 5 günde bitmesi; Anlaşılan bu köprüden çok suların akacağıdır. “Su uyur düşman uyumaz” atasözü tekrar haklı çıktı.
Bu üçlü yapı, Ortadoğu’nun özgürlüklerini doğrudan etkiler.
2. ABD Faktörü ve Güven Problemi
ABD’nin İran’a yönelik politikaları son yirmi yılda yaptırımlar, diplomatik baskı ve zaman zaman askeri gerilim ekseninde şekillenmiştir. ABD’de bazı siyasi figürler İran halkının özgürleşmesini desteklediklerini ifade etse de, Ortadoğu toplumlarında dış müdahalelere yönelik ciddi bir tarihsel güvensizlik bulunmaktadır.
Bu güvensizliğin temel sebepleri şunlardır:
● Irak (2003) müdahalesinin yarattığı uzun vadeli istikrarsızlık,
● Libya ve Suriye örneklerinde görülen devlet zayıflaması,
● Rejim değişikliği politikalarının öngörülemeyen sonuçları,
● Savaşın halkın yaşamını ne kadar etkileyeceğinin öngörülememesidir.
Dolayısıyla “özgürlük” söylemi, bölge halkları açısından her zaman olumlu bir çağrışım üretmemektedir. Müdahalenin sonucu belirsiz olduğunda, toplumlar mevcut düzenin risklerini, bilinmeyen bir geçiş sürecinin riskleriyle karşılaştırmak zorunda kalmaktadır. Halklar belirsizliklerden ürkmekte ve barış yoluyla sorunları çözmek istikrarı sağlamak arzusundadır. Savaşların çocukları, kadınları dolayısıyla aileleri ve yaşamı barbarca yok edilmekten korkmaktadırlar.
3. Ortadoğu Toplumlarının Hassasiyetleri
Ortadoğu’da siyasi dönüşüm süreçleri üç temel hassasiyet etrafında şekillenmektedir:
a) Egemenlik ve Onur Algısı
Kapalı Molla geçmiş ve dış müdahale deneyimleri, ulusal egemenliği son derece hassas bir konu haline getirmiştir. Birçok toplum için dış destekli değişim, meşruiyet sorunu yaratabilir. Bu tür değişimler hiçbir zaman başarılı olamamıştır. Çünkü onu kuran devletler ileride tekrar müdahale edilecek şekilde yönettikleri bilinmektedir.
b) Güvenlik Önceliği
Bölge halkları için istikrar, soyut özgürlük vaatlerinden daha somut bir değere dönüşebilmektedir. Devlet çöküşü senaryosu, iç savaş ve ekonomik çöküş korkusu, reform taleplerini gölgeleyebilir. Reformlar tabi gelirse başka bahara kalır.
Çatışmanın sahaya yayılması adımlarının engellenmesi önem arz etmektedir. Çatışmalar çevre ülkelere yayılması Ortadoğu için kaos olmaktan öteye geçmez.
c) Ekonomik Gelecek Kaygısı
Yaptırımlar, enerji piyasasındaki dalgalanmalar ve genç işsizlik oranları, savaşın sürmesi halkın günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Rejim değişimi söylemi, ekonomik belirsizlik riskini artırıyorsa rejime destek zayıflayabilir. Hayat pahalılığı olarak kendini gösterir. Ülkelerin istikrarını olumsuz yönde etkiler. Pastadan pay almak isteyenlerin iştahını kabartabilir. Bu konuda dikkatli olmak gereklidir.
4. Rejim Değişikliği mi, Kademeli Dönüşüm mü?
Teknik açıdan bakıldığında, dış müdahaleye dayalı ani rejim değişikliklerinin başarı oranı düşüktür. Siyasal dönüşüm literatürü, sürdürülebilir demokratikleşmenin genellikle şu koşullarda mümkün olduğunu göstermektedir:
● Güçlü sivil toplum yapıları,
● Kurumsal devamlılık,
● Ekonomik geçiş planları,
● Uluslararası garantiler ve bölgesel uzlaşı.
Bunların yokluğunda oluşan güç boşlukları, radikal unsurların yükselmesine veya devlet kapasitesinin çökmesine yol açabilir. Başka devletlerin gözünü kestirdiği devletlere çökmesi için sebepler üretmesi kaçınılmaz olur. Dünya orman kanunlarıyla yönetilen bir kaos hali mevcut olur. Gidilen yön artık bellidir. Laf ebeliği ile halkların kandırılması artık imkansız gibi. Halk geçmişi unutmadığı için neyin ne olduğunu çözümledi. Molla rejim aklı ve mantığın dışına çıkıp gerçeklere gözlerini ve kulaklarını kapatması sonucu kendilerini bitirdiler.
5. Bölgesel Denge ve Jeopolitik Riskler
İran yalnızca iç dinamikleri olan bir ülke değil; aynı zamanda:
● Körfez güvenliği,
● İsrail-İran gerilimi,
● Enerji koridorları,
● Rusya ve Çin ile ilişkiler
gibi çok katmanlı jeopolitik denklemde merkezi bir aktördür. Dolayısıyla savaşın İran’daki ani bir siyasal kırılma, zincirleme bölgesel etkiler üretebilir. Kendisini vekil savaşlar ortasında bulabilir. Bir çok farklı etnik yapıdan oluşan İran’ın bölünmesini yada federal bir yapı oluşturularak gelecekteki tehdidini ortadan kaldırabilir gibi görülmektedir.
6. Sonuç: Normatif Arzu ile Stratejik Gerçeklik Arasında
İran’ın daha özgür, daha katılımcı ve daha müreffeh bir siyasal yapıya kavuşması artık hayal oldu. Mollalar kendi kendilerine ve halkına büyük kötülük yaptılar. Naralar atmakla savaş kazanılmıyor. Mollalar bölgesel istikrar açısından kendi ve Irak halkına acıdan başka bir şey vermedi. Mezhep kavgalarıyla halkına korku dolu karanlıktan başka bir şey sunamadı. Ancak bu hedefe savaşla ulaşma yöntemi kritik önemdedir. Dış askeri baskı veya ani saldırı sonucu rejimin ayakta durma umudu bugünlük kayboldu. Strateji hatası. kısa vadede rejimi yerle bir etti.
Ortadoğu toplumlarının temel kaygısı şu noktada toplanmaktadır:
● Devlet çöküşü riski,
● Ekonomik yıkım,
● İç savaş olasılığı,
● Büyük güç rekabetinin sahaya yansıması.
Bu nedenle bölge halkları için soru “Özgürlük mü?” “Değil mi?; “Hangi bedelle ve hangi yöntemle?” sorusudur.
Geçici rejim değişikliği dış aktörler tarafından zorla dayatılabilir. Ancak sadece ülke içeriden gelen rejim dönüşümüyle halk tarafından kabul edilecek. Rıza Pehlevi’yi destekleyenler azınlıkta kalmaktadır. Diasporadaki İranlılar dışında Pehlevi’yi kabul eden yok. Emri vaki yapılıp yönetime getirilebilir ama sonuçları ülkeyi yönetme istikrarına bağlıdır. Tıpkı Humeyni’yi uçakla getirenlerin bugün sonucunu görmekteyiz. Bu adımın kaç İranlıyı memnun edeceği sorusu cevapsız kalmaktadır. Halkın içinden bir kahraman çıkmadıkça getirilecek yönetici halka dayatma olmaktan ileriye gitmez. Halk kabul etmez.
Objektif bir değerlendirme, İran’daki dönüşümün sürdürülebilir olması için iç toplumsal dinamiklerin belirleyici olması gerektiğini; dış aktörlerin ise ancak diplomatik, ekonomik ve çok taraflı diplomasi mekanizmalarla destekleyici rol üstlenebileceğidir. Unutulmamalıdır ki, mezhebini dininin önüne koyanların hem İran’ı ve Ortadoğu’nun geleceğini karartmaktan ahlaki değerleri ayaklar altına alarak yerle yeksan etmekten başka bir şey yapamıyorlar. Mezhebini bütün değerlerden üstün görenlerin değersizleştirdikleri halkın isteklerinin cevabı olarak sokaklarda masum halkının kanını akıtması sonucu rejimin hazin sonunu ve kendilerinin sonunu seyrediyoruz.