En Kötü Jeopolitik Senaryo

Türkiye’nin jeopolitik duruşu: Cumhurbaşkanımızın kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada: “Tüm birimlerimizle teyakkuz halindeyiz. Kriz yönetiminde deneyim sahibi kadrolarımızla bütün gelişmeleri an be an takip ediyoruz. Tedbiri ve temkini elden bırakmıyoruz.” Cumhurbaşkanımız ve kabinesinin halka güven veren gayretli, özverili duruşunu devam ettirmektedir. Barıştan, komşuluk ilişkilerinin güvene dayalı devam ettirilen kararlılıklarını sürdürmektedir. Bu duruşları halkımızın güvenle işlerine, evlerinde yaşamalarına, rahat uymalarını sağlamaktadır. ________________________________________ Çok Katmanlı Çevreleme ve Bölgesel Çöküş 7 Ekimle Hamasın İsrail’e saldırmasıyla başlayan çatışmanın bölgeye sıçraması fırsatını iyi değerlendiren İsrail bunu aleyhine çevirerek Abd’nin İran’a özgürlük getirme söylemleriyle savaşa dönüştürerek Molla rejimi üzerinden gerçekleştirdi. Mollaları öldürmesiyle İran’ı kolay ele geçireceği iradesini dünya ile paylaşmıştı. Görülen o ki mollaların iradesi ile halkın iradesi daha çok bütünleşmesi refleksi görüldü. Korkulan şu ki Abd ile İran arasında geniş çaplı komşularına yayılan bir savaşa dönüşmesi, Türkiye için yalnızca sınırlarında yeni bir çatışma anlamına gelmez. Asıl risk, savaşın tetikleyeceği jeopolitik zincirleme reaksiyonlardır. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya tarih boyunca büyük güç mücadelelerinin kesişim alanı olmuştur ve bu nedenle bölgesel bir savaş çoğu zaman doğrudan cephede olmasa bile stratejik sonuçları bakımından ülkenin güvenlik mimarisini sarsabilir. Türkiye açısından en kötü senaryo, askeri bir çatışmadan çok daha karmaşık olan “çok katmanlı çevreleme krizi”nin ortaya çıkmasıdır. Bu durum, güvenlik, enerji, ekonomi, göç ve diplomasi alanlarında eş zamanlı baskıların oluştuğu bir jeopolitik sıkışma yaratır. Bölgenin çökmesini sağlar. Dikkatli olunmalarıdır. ________________________________________ • Bölgesel Devlet Yapılarının Çökmesi ABD-İran savaşının en kritik etkilerinden biri, zaten kırılgan olan Orta Doğu devlet sistemini daha da zayıflatma potansiyelidir. Irak ve Suriye gibi ülkeler hâlihazırda parçalı siyasi yapılara sahiptir. İran’ın bu ülkelerdeki milis ağları ve ABD’nin askeri varlığı arasındaki çatışma, bu devletlerin tamamen paralel güç alanlarına bölünmesine yol açabilir. Böyle bir durumda Türkiye’nin güney ve doğu sınırında tek bir devletle değil, farklı silahlı aktörlerin kontrol ettiği parçalı bölgelerle karşılaşma ihtimali ortaya çıkar. Bu, klasik devletler arası güvenlik stratejilerinin işe yaramadığı bir ortam yaratır. Sınır hattı yalnızca askeri bir mesele olmaktan çıkar; aynı zamanda kaçakçılık, milis hareketliliği ve kontrolsüz nüfus akışlarının yoğunlaştığı bir jeopolitik gri alan haline gelir. Sonuç olarak: zayıf ekonomi, ticaretinin çökmesi ve devlet yapısında zayıflama oluşturur. Oluşan boşluklar farklı yapıların kendine alan bularak yerleşmesine zemin hazırlayabilir. Türkiye istikrarsızlaştırılabilir. ________________________________________ • Savaşın yayılması ve Güç Boşluğu Savaşın Ortadoğu’ya yayılması Türkiye için paradoksal bir risk yaratabilir. Türkiye tarihsel olarak Anadolu’nun Ortadoğu ve batı jeopolitiğinde önemli bir denge unsuru olmuştur. Güçlü bir Türkiye, Orta Asya’dan Akdeniz’e ve batıya uzanan jeopolitik alanın tamamen başka aktörler tarafından kontrol edilmesini engelleyen değerli vazgeçilmez bir faktördür. Eğer İran devleti ağır bir askeri ve ekonomik yıkıma uğrarsa bölgede büyük bir güç boşluğu ortaya çıkabilir. Bu boşluk birkaç farklı aktör tarafından doldurulmaya çalışılacaktır: • Körfez monarşileri • İsrail • ABD’nin bölgesel askeri ağı • Rusya ve Çin’in nüfuz girişimleri • Yerel milis yapıları Bu aktörlerin rekabeti, Türkiye’nin doğu ve güney çevresinde sürekli değişen bir güç dengesi yaratır. Böyle bir ortamda Türkiye’nin stratejik planlama ufku daralır; çünkü karşısındaki aktörler devletler değil, sürekli şekil değiştiren koalisyonlar haline gelir. ________________________________________ • Enerji Jeopolitiğinin Sertleşmesi Türkiye enerji açısından büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülkedir ve enerji yollarının istikrarı ekonomik güvenliğin temelidir. ABD-İran savaşı enerji jeopolitiğini kökten değiştirebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi, küresel petrol ve gaz ticaretinin önemli bir kısmını kontrol edebilecek bir stratejik kaldıraçtır. Bu bölgedeki bir kriz yalnızca enerji fiyatlarını artırmakla kalmaz; aynı zamanda enerji arzının siyasal bir silah olarak kullanılmasına yol açar. Böyle bir ortamda Türkiye birkaç baskıyla karşılaşabilir: Enerji krizleri genellikle yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi krizleri de tetikleyen süreçlerdir. ________________________________________ • Büyük Güç Rekabetinin Yoğunlaşması ABD-İran savaşı yalnızca iki devlet arasındaki bir çatışma olarak kalmayabilir. Tarihsel olarak bölgesel savaşlar çoğu zaman büyük güçlerin rekabet alanına dönüşür. Rusya, Çin ve Batı blokunun farklı çıkarları bu çatışmayı küresel bir jeopolitik mücadeleye çevirebilir. Türkiye böyle bir ortamda üç farklı stratejik baskıyla karşılaşabilir: 1. NATO içindeki askeri ve siyasi beklentiler 2. Rusya ile yürütülen enerji ve güvenlik ilişkileri 3. Bölge ülkeleriyle dengeli diplomasi yürütme ihtiyacı Bu üç yönlü baskı Türkiye’yi klasik dış politika denge stratejisinin çok ötesinde zor bir karar sürecine sokabilir. ________________________________________ • Göç ve Demografik Baskı Savaşın genişlemesi halinde İran, Irak’tan büyük nüfus hareketleri ortaya çıkabilir. Türkiye coğrafi konumu nedeniyle bu hareketlerin doğal geçiş koridoru haline gelir. Tarihsel olarak büyük savaşlar yalnızca siyasi sınırları değil, aynı zamanda demografik yapıları da değiştirmiştir. Yeni bir göç dalgası Türkiye için yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda: • Ekonomik maliyet • Şehirleşme baskısı • Toplumsal gerilim • Siyasi kutuplaşma • Ticaretinin bitmesi Gibi çok boyutlu sonuçlar doğurabilir. • Stratejik Sonuç Türkiye açısından en kötü jeopolitik tablo, ABD-İran savaşının kısa ve sınırlı bir çatışma olmaktan çıkıp uzun süreli bir bölgesel sistem krizine dönüşmesidir. Böyle bir durumda Türkiye kendisini doğrudan savaşın tarafı olmasa bile şu koşulların ortasında bulabilir: • Parçalanmış komşu devletler • Artan enerji ve ekonomik baskı • Büyük güç rekabeti • Yoğun göç hareketleri • Sürekli güvenlik tehditleri • Ekonomik çöküş • Halkın bunalması sonucu iç çatışma Bu tür bir ortam, Türkiye’nin dış politikasını yalnızca kriz yönetimine indirger ve uzun vadeli stratejik planlama kapasitesini ciddi biçimde bedeller ödemesi ile sınırlamakla kalmaz, ötesi zararlarla karşı karşıya kalır.
Eyyup Badem

Eyyup Badem

Yazar (Sokaktan Sesler)

1 yazı