Halkın Gündemi ve Allah’ın Gündemi: Dünyayı Malımız Sanma Günahı

• Şöyle bir etrafınıza bakın, sabahtan akşama kadar ne konuşuyoruz? Televizyonu açıyorsun enflasyon, sokağa çıkıyorsun doların fiyatı, telefona bakıyorsun kim nereye tatile gitmiş, kim ne marka araba almış... Evde aç yatanlardan be haber her şey yaşanıyor… Varsa yoksa daha çok kazanmak, daha çok harcamak, havamızdan geçilmemesi. Kendimize tamamen yapay, tamamen hırsa dayalı bir dünya kurmuşuz, onun içinde dönüp duruyoruz. İnsanoğlunun iffetsizliği ile açgözlülüğü sokağın tek gündemi olmuş. Makam mevkiler peşinde koşmaktan insan olduğumuzu artık unuttuk haliyle insanlığı unuttuk. Açgözlü barbarlara döndük, güçlü olan zayıfı ezip geçiyor böcek gibi. Tüm bu icat ettiğimiz cendere içinde Allah’ın tüm insanlığa vermiş olduğu özgürlük insan tarafından zayi edilerek özgürlüğünü yitirmiş, perişan olmuş insan, kaybolup gitmişiz. Yaşam bu mu?! İnsanca bu mu? • Ama bir an durup, başımızı bu sanal koşturmacadan kaldırsak ve kutsal metinlere, Allah’ın kelamına baksak, önümüze bambaşka bir hesap konduğunu göreceğiz. Bizim gündemimiz cebimizi doldurmak, Allah’ın bizden istediği gündem ise şu canım dünyayı, yaratılan her bir canı koruyup kollayarak dünyanın doğanın, insanın, hayvanın birlikte eşit paylaşımlar olarak yaşayabilir olmasına hizmet etmektir. • Biz bugün doğayı ne olarak görüyoruz? Sömürülecek bir hammadde deposu, üzerine beton dökülecek arsa, tapusunu alıp hava atacağımız bir mülk. Hani filozof David Hume, "İnsan, her şeyin sadece kendisi için yaratıldığını sanacak kadar kibirlidir" der ya, tam o durumdayız işte. Ama kutsal kitap öyle demiyor. Yaratılış Kitabı’nda (Yaratılış 2:15) çok net bir hakikat var: Tanrı insanı Aden bahçesine yerleştirirken oranın ağası, patronu olsun diye koymadı. "İşlesin ve korusun" diye bir emanetçi, bir bekçi olarak koydu. Yani bu dünya bizim malımız, mülkümüz değil; Tanrı’nın bize gözümüz gibi bakmamız için bıraktığı kutsal bir emaneti. Biz "Daha çok tüketelim, daha çok sahip olalım, öldürelim." derken, Allah "Emanete sadık kalın" diyor. • İşte tam burada sokağın kaçırdığı büyük bir manevi sır var: Bugün yaşadığımız iklim krizi, havanın suyun bozulması sadece bir "çevre mühendisi sorunu" değildir. Bu, doğrudan doğruya ruhsal bir krizdir, kalbimizin bozulmasıdır. Kulun açgözlülükle ormanları katletmesi, nehirleri kurutması, hayvanların soyunu kurutması sadece doğaya değil, doğrudan Yaratıcı’ya karşı işlenmiş büyük, yapısal bir günahtır. Hani Karl Marx o meşhur tespitinde, "Kapitalist üretim tarzı zenginliğin kaynaklarını, yani toprağı ve işçiyi aynı anda kurutur" der ya; işte tam o hesap. Zaten dünyaca ünlü ekonomist Kenneth Boulding de bu bitmeyen büyüme masalına inananları uyararak, "Sınırlı bir dünyada doğrusal büyümenin sonsuza kadar devam edebileceğine inanan biri ya delidir ya da ekonomist" demiştir. • Oysa Mevlana bize neyi hatırlatır? "Toprak, su, ateş ve hava bize cansız görünür ama onlar Allah katında canlıdır, her an O'nun emrini bekler." Bizim Aşık Veysel boşuna mı "Karnın yardım kazma ile bel ile, yine beni karşıladı gül ile" demiş? Toprak bizden bunca zulüm görüp bize hâlâ gül verirken, halk bugün borsa düştü, kâr azaldı; maaşlar yetmiyor ne yiyip içeceğim derken nimetleri beğenmez olmuş diye dövünüyor. Allah’ın katında toprağın can çekişen çığlığı ve aç kalan yoksulun ahı en büyük felakettir. Çünkü doğayı katlettiğimizde fatura hiçbir zaman zengine çıkmaz; ilk darbeyi hep en masumlar, en fukara olanlar yer. Bu da ilahi adaleti açıkça çiğnemektir. Yoksulun ahı yerde kalmaz. Allah sana nimetler vererek mutlu etti. peki sen kaç kişiyi mutlu ettin? Zenginlere hesap buradan başlar.! • Biz daha çok üretip, daha çok harcayınca mutlu olacağımızı sanan zavallı bir yarışın içindeyiz. Hani atalarımız "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" demiş ya; biz bugün hırsımız yüzünden ne kendi sıhhatimizi ne fakirin mağduriyetini bıraktık ne de feryat eden doğanın sıhhatini. Oysa İncil bizi sadeleşmeye, elindekiyle yetinmeye, hırstan uzak bir hayata çağırıyor (1. Timoteos 6:6-8). Allah’ın hayal ettiği dünya, insanın doğaya zorbalık yaptığı değil, onunla can gibi, uyum içinde yaşadığı bir düzendir. Mesih’in sevgisi öyle bir sevgidir ki, sadece insanı değil, acı çeken tüm yaratılışı (Romalılar 8:22) haklarıyla birlikte hakikatte özgürleştirmek ister. Özgürlük hak ile yaşanırsa özgürleşebiliriz. Hakkın olmadığı zaman ve mekanda köleleşme olur. • Lafı uzatmaya gerek yok. Ey fani ve günahkar insan: günah içinde yaşadığını unutma. Şunu hiç unutmamak lazım: Yarın bir gün bu dünyadan göçeceğiz; ne bu hırsla ürettiğimiz o akıllı makineler ne de kurduğumuz ekonomik sistemler Allah’a hesap verecek. Ahirette o mizan kurulduğunda, makine aradan çekilecek ve bu canım emaneti ne hale getirdiğimizin hesabını sadece biz, etten kemikten olan insan verecek. Gerçekler tokat gibi yüzüne vurulacak, pişman olacaksın ama ne fayda Ahreti ve hesap gününü düşünmeden geçmesin günün; öldükten sonra fırsatın kalmaz. Ne ektiysen onu biçersin. Ya cennete alınacaksın ya da cehenneme alınacaksın. Malın mülkün seni kurtarmaz. Hakikatı ara bul geç olmadan. • Kendi ellerimizle kurduğumuz bu sahte, her şeyi yok eden sömürüden, ezlimeden ve bilinçsiz tüketim çılgınlığından sıyrılıp, Allah’ın o diriltici ve merhametli gündemine dönmek bir lüks değil, hepimiz için bir kurtuluş meselesidir. Gerçekten doğayı koruyan bir toplum olmak, sadece süslü siyasi nutuklar atmakla olmaz. O, Tanrı’nın yarattığı dünyaya bir evlat gibi, sadık bir emanetçi gibi sahip çıkmakla başlar. Sokağın gündeminden sıyrıl, hakikate gel, onurlu, şerefli, lezzetli ve haya ile dolu mütevaziliği yaşa. Sokağın gündemini terk et, gel dünyayı cennete dönüştürelim.
Eyyup Badem

Eyyup Badem

Yazar (Sokaktan Sesler)

1 yazı